+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogKabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)
Sabır ve Bilişsel Ayrışma
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Sabır ve Bilişsel Ayrışma

4 dk okuma
43 görüntülenme
27 Aralık 2025
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

Hakikatin Perdesi, Sis ve Işık

Varlık, her zaman doğrusal bir mantığın izleğinde kendini ele vermez. Sisli bir dağ yolunda, zihnin en kadim refleksine sığınarak uzun farları yakmak; yolu aydınlatmak bir yana, sükûneti beyaz bir duvara dönüştürür. Işık, burada rehber değil, engeldir. Sis zerrelerine çarpan her huzme, gerçeği bize ulaştırmak yerine onu kendi parlaklığında boğar ve bizi, kendi yarattığımız o görkemli beyazlığın içinde kör bırakır.

Oysa biz; miktar arttıkça niteliğin, ışık arttıkça görüşün artacağına dair sarsılmaz bir inançla yetiştirildik. Kısa farlar bir güven telkinidir, uzun farlar ise bir hâkimiyet arzusunun yansıması... Lakin hayatın o uçsuz bucaksız coğrafyasında, denizin hırçın dalgaları arasında bu genel geçer kurallar sessizce iflas eder. Hayatın bazen bizden istediği, daha fazla ışık değil; daha az iddialı bir sakinlik halidir.

Hayatın bazen bizden istediği, daha fazla ışık değil; daha az iddiadır.

Belirsizliğin İçinde “Kısa Farlarla” İlerlemek

Belirsizliğin sisi çöktüğünde, uzağı görmeye çalışmak bir kibre dönüşür. O anlarda ancak “kısa farlar” kadar mütevazı olanlar -yani yalnızca önündeki bir adımı görüp ona razı gelenler- menzile varabilir. Çünkü bazı hakikatler, üzerlerine en güçlü projektörler tutulduğunda değil; ancak bakışlarımızı yumuşatıp kontrol etme hırsımızdan vazgeçtiğimizde belirginleşir.

Böyle anlarda yapılacak en akıllı şey hızlanmak değil, yavaşlamak; müdahale etmek değil, temas etmektir. Sabır tam olarak budur.

Sabır, pasif bir bekleyiş değildir. O aklın aceleden arındırılmış, hakkı verilmiş bir sükûnet hâlidir. Her şeyin hemen çözülmesi gerekmez, çünkü bazı gerçekler yalnızca zamanla birbirine bağlanır. Bazen yapılacak en zeki şey müdahale etmek değil; örüntüyü izlemek, eşya ve hadiselere gözlemci olmak ve yaşamın kendi bağlamını açığa çıkarmasına alan açmaktır.

Modern Zihin ve “Hemen, Şimdi” İlüzyonu

Modern zihin sabırsızdır; çünkü belirsizliği bir tehdit olarak algılar. Zihin der ki: “Bir şey yap. Hemen. Şimdi.” Zaten “tasarlanmış tüketim toplumu” tam da bunun için vardır; “tüket, hemen, şimdi…” Bu dürtü, evrimsel bir mirastır: Tehlike anında hızlı tepki hayatta kalmayı sağlar. Ancak Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bize tam tersini öğretir: Her dürtüye yanıt vermek psikolojik güç değildir; katılıktır. Bazen güç, o belirsizliğin içinde kalabilmektir.

ACT’nin altı temel sürecinden biri olan Bilişsel Ayrışma (defusion) burada devreye girer. Sabırsızlık, çoğu zaman düşünceyle aşırı özdeşleşmeden doğar: “Bu duygu dayanılmaz; hemen kurtulmalıyım.” Sabır ise bu düşünceyi burnumuzun dibinden çekip, ona biraz uzaktan bakabilmektir. Tıpkı siste burnunu cama dayamak yerine, koltuğunuza oturup, arkanıza yaslanıp sisin akışını izlemek gibi…

Yaşam Doğrusal Değil, Bağlantısaldır

İnsan zihni doğrusal çözümler ister; yani sorun ile çözümü bir “neden-sonuç” zincirine hapsetmeye meyleder. Oysa yaşam bağlantısaldır. Bazı anlamlar ancak gözlemle, zamansal mesafeyle ve müdahalesiz etkileşimle görünür hâle gelir. ACT’nin Şimdiki An Farkındalığı (present moment awareness), sabrın temel taşıdır. Sabırsızlık şimdiden kaçıştır; sabır ise şimdiye -tüm sisiyle birlikte- bilinçli bir bağlanmadır. Ve çoğunlukla çözümler bu bağlantısallığın içinde aktığı zamana eşleniktir...

"ACT’nin Şimdiki An Farkındalığı süreci sabrın temel taşıdır", burada bir kere daha hatırlanmalıdır. Şimdide kalmak, geçmişin pişmanlıklarını ya da geleceğin kaygılarını beslemeden, deneyimi olduğu gibi karşılamaktır. Sabırsızlık, şimdiden kaçıştır. Sabır ise şimdiye bilinçli bir bağlanma, deneyime açık kalma ve değerlere bağlı hareket etmektir.

Sabırsızlık, şimdiden kaçıştır. Bu kaçış yol alma, mesafe alma yanılgısının da temel nedenidir.

ACT perspektifinden bakıldığında sabır, kaçınma (experiential avoidance) değildir. Aksine, temasın ertelenmiş ama bilinçli hâlidir.

  • Kaygı geldiğinde onu hemen susturmaya çalışmak sabırsızlıktır.

  • İlişkide bir cümleyi hemen düzeltmek sabırsızlıktır.

  • Çocuğu, partneri, danışanı hemen “doğruya” çekmeye çalışmak sabırsızlıktır.

  • Acıyı hemen gidermeye çalışmak sabırsızlıktır ve çoğu zaman acıyı daha da büyütür.

Sabır ise şunu yapar: Duyguyla temas eder, ama onu yönetmeye kalkmaz. Düşünceyi duyar, ama ona itaat etmez. Belirsizliği görür, ama kaçmaz aksine ona yer açar.

Bu yüzden sabır bir değer kapasitesidir.

Bir “Değer” Kapasitesi Olarak Sabır

Değerler hızlı sonuç istemez. Değerler yön ister. Sevgi, yakınlık, büyüme, öğrenme gibi değerler aceleye gelmez. Bir ilişkinin derinleşmesi, bir çocuğun olgunlaşması, kendi iç dünyamızın dönüşümü zaman ister. Sabır, bu zamanı değerlere hizmet edecek şekilde kullanma becerisidir.

  • Terapist olarak: Danışan öfkeyle doluyken hemen “sakinleş” demek, ya da “bu düşünce yanlış” diye düzeltmeye çalışmak çoğu zaman ters teper. Sabırlı terapist ise öfkeyi karşılar, adını koyar, onunla birlikte oturur, yoldaşlık eder. Zamanla öfkenin altındaki ihtiyaç, korku ya da değer kendini gösterir.

  • Ebeveyn olarak: Çocuğu hemen “doğruya” çekmek yerine, onun gelişim sürecine alan açmak, iç dünyasıyla temas etmek, bağlama odaklanmak ve motivasyonunun ne olduğunu anlamaya çalışmak.

  • Partner olarak: Tartışmada karşı tarafın sözünü hemen çürütmek yerine, söyleneni gerçekten duyabilmek, sözün örüntüsündeki duygu ve düşünceye karşı tarafın gözüyle bakabilmek...

Sonuç: Panoramik Bir Bakış

Sabır, bilişsel bir yetidir. Pasif değil, aktif bir süreçtir; öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir zekâdır. En karmaşık problemler -insan kalbi, ilişkiler, kişisel dönüşüm- ancak sükûnetle çözülür. Acele, karmaşayı artırır; sabır ise örüntüyü görmeyi mümkün kılar.

Bu hakikat, insan psikolojisiyle sınırlı değildir. Borsalarla insan ruhu arasında tuhaf bir benzerlik vardır: İkisinde de başarı, çoğu zaman daha fazla şey yapmakta değil; tam tersine, sakince bekleyebilmekte yatar. Piyasalar çalkalanırken panikle alım-satım yapmak, duygusal bir krize hemen (sabırsızca) müdahale etmeye benzer; çoğu zaman zararı büyütür. Warren Buffett’ın sıkça alıntılanan sözünde olduğu gibi: “Borsa, sabırsızlardan sabırlılara servet transferi yapan bir araçtır.”

Kısa vadeli dalgalanmalara kapılıp sürekli “bir şey yapmak” isteyen yatırımcı, tıpkı kaygısını hemen bastırmaya çalışan insan gibi, uzun vadeli kazancını kendi eliyle eritir. Oysa en kârlı strateji çoğu zaman hiçbir şey yapmamaktır: Portföyü (Hisse Senedi/Değer Haritası) sağlıklı bir şekilde kurmak ve sonra beklemek. ACT’nin dilinde bu, değer odaklı eylemdir -eylemsizlik değil, bilinçli bir duruş.

Bu bakış açısını yakaladığınızda, hadiseleri dar bir pencereden değil; yukarıdan, bir bütün olarak gözlemleme yeteneği kazanırsınız. Belki de en büyük zekâ, ne zaman müdahale etmeyeceğini bilmektir. Ve sonunda, sis dağıldığında, yolun zaten orada olduğunu göreceksiniz.

Belki de en büyük zekâ, ne zaman müdahale etmeyeceğini bilmektir.

Kabul ve Kararlılık TerapisiACTBilişsel AyrışmaSabır ve ZekaDeğer Odaklı Yaşam

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın