+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogKabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)
Bilişsel Ayrışma: Taraftar Kim, Teknik Direktör Kim?
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Bilişsel Ayrışma: Taraftar Kim, Teknik Direktör Kim?

2 dk okuma
31 görüntülenme
27 Aralık 2025
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

Zihinsel Spamlar...

İlk yazıda zihni bir e-posta kutusuna benzetmiş ve düşüncelerin bir kısmının “zihinsel spam” olduğunu konuşmuştuk. Her mail gerçek, önemli ya da yanıtlanması gerekenler sınıfında değildir. Zihinde de durum aynıdır. Ancak mesele yalnızca düşünceleri ayıklamak değil; asıl mesele, ayıklandığını fark ettiğin düşüncelerin hayatın yönetimini ele geçirmesini engelleyebilmektir.

ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi) bu noktada devreye girer ve buna bilişsel ayrışma (cognitive defusion) adını verir.

Zihnimiz sürekli konuşur.
“Başarısız olacaksın.”
“Yeterince iyi değilsin.”

“Bu donanımla nasıl becereceksin?”
“Bırak gitsin.”
“Hayır, savaşmayı bırakmalısın!”

Bu cümleler bazen o kadar ikna edici ve yüksek seslidir ki, tek gerçek onlarmış gibi hissedersiniz. Onlara inanırız, onlarla özdeşleşiriz ve hayatımızı onların yönlendirmesine izin veririz.

ACT bu durumu bilişsel birleşme olarak tanımlar: Düşüncelere yapışık yaşamak.

Bilişsel ayrışma ise bunun karşıtıdır. Düşünceleri susturmak değil, onlarla araya mesafe koymak anlamına gelir. Çünkü düşünceler yalnızca düşüncedir: kelimeler, imgeler, senaryolar. Zihnin ürettiği geçici, hızla değişebilen içerikler.

Asıl mesele düşünceleri susturmak değil, onlarla araya mesafe koyabilmektir.

Teknik Direktör ve Taraftarlar

Kendini bir futbol takımının teknik direktörü olarak düşün. Sahadaki oyunu sen yönetiyorsun. Sezon başında belirlenmiş bir hedefin var: uzun vadeli, anlamlı, tutarlı bir oyun planı.

Bu hedefler ACT dilinde değerlerdir.

Tribünler dolu. Binlerce taraftar var. Maç devam ederken bağırıyorlar:

“Bu oyuncu niye hâlâ sahada?”
“Hocam yanlış taktik!”
“Hemen değişiklik yap!”

“Bu takımdan bi halt olmaz!”

“Dinleme sen onları, devam et!”

“Hoca korkma, yürü!”
“İstifa!”

Bazıları destekleyici, bazıları öfkeli, bazıları çelişkili. Aynı maç içinde fikir değiştirenler bile var. Bu taraftarların düşünceleridir.

Onları stadyumdan atamazsın. Taraftarlar oyunun doğal bir parçasıdır. Ama çok kritik bir gerçek vardır:
Oyunu tribünler yönetmez.

Eğer her bağırana göre kadro değiştirirsen, her tepkiye göre sistem bozarsan, maç kaosa döner. Oyun planı dağılır, takım savrulur.

Bilişsel ayrışma tam olarak burada devreye girer. Taraftarları susturmaya çalışmazsın. Onlarla tartışmazsın. Sadece şunu yaparsın: Karar alma yetkisini tribünlere bırakmazsın; oyunu kendi planına göre kurarsın...

Ayrışma Ne Anlama Gelir?

Bilişsel ayrışma, düşünceleri yok etmek değildir.
Onları bastırmak değildir.
“Pozitif düşün” telkini hiç değildir.

Ayrışma şudur:
Düşünce konuşur.
Sen duyarsın.
Ama kararı değerlerinle verirsin.

“Bu düşünce şu an bağırıyor, farkındayım. Ama ben sezon hedefime bakıyorum.”

Bu noktada düşüncenin içeriği değil, oyuna etkisi önemlidir. Taraftar bağırabilir, dilediğini söyleyebilir. Ama oyunu sen kurar, sen oynatırsın.

Günlük Hayatta Nasıl Görünür?

Kaygılı bir düşünce geldiğinde:
“Bu bir taraftar yorumu.”

Öfkeli bir iç ses yükseldiğinde:
“Bu da tribünden bir tepki.”

Kendini suçlayan bir düşünce belirdiğinde:
“Tanıdık bir ses, ama maç planım bu değil.”

Düşünceler değişmeyebilir. Ama senin onlarla kurduğun ilişki değişir. İşte bu değişim, davranış alanını genişletir, düşüncenin davranış üzerindeki etkisini senin iznin ve onayına teslim eder.

Hayat, oyuncular, taraftarlar, teknik heyet ve teknik direktörün hepsine alan sunacak kadar genişleyebilir; zaten ancak bu kadar genişleyebilirse hayat olur...

Sonuç...

Bilişsel ayrışma, düşüncelerle savaşmak değildir.
Bilişsel ayrışma, oyunu kimin yönettiğini netleştirmektir.

Taraftarlar olacak.
Bağıracaklar.
Bazen haklı, bazen haksız olacaklar.

Ama sahada kalan sensin.
Planı yapan sensin.
Oyunun yönünü belirleyen sensin.

Bir sonraki yoğun düşünce geldiğinde kendine şunu sor:
“Bu sesi teknik direktör masasına mı alıyorum, yoksa tribünde mi bırakıyorum?”

Bu yaklaşım sayesinde, zihnindeki düşüncelerin sesini kısmadan, onların orada olmasına izin vererek, bu düşüncelerle arana bir mesafe koyarsın. Onları susturmazsın; ama seni yönetmelerine de izin vermezsin.

Unutma: Hayat, hem düşüncelere hem sana yer açacak kadar geniştir ve bu genişlik kabul ettiğinde içinde ferahlık duygusunu da barındırır.

Cognitive DefusionBilişsel AyrışmaKabul ve Kararlılık TerapisiBilişsel Birleşme

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın