+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogKabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)
Milgram’ın Düğmesine Basmadan Önce
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Milgram’ın Düğmesine Basmadan Önce

8 dk okuma
30 görüntülenme
11 Ocak 2026
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

İnsan Nerede Kalırsa İnsan Olur?

Bir önceki yazı ardışık iki soru ile bitmişti; ikinci soru şuydu: Gerçekten her defasında "Milgram'ın Düğmesine Basmak" tek çıkar yol mu? Bu sorunun klasik yanıtı hayırdır. Çünkü zihnimiz "evet" dersek o evetin içinde sıkışmışlık hissedecek, oraya hapsolacak ve gerektiğinde gidecek başka bir alternatif yolu olmayacaktır.

Güvenlik kaygısı ön planda olan insan zihni için bu sorunun hızlı ve güvenli yanıtı "hayır"dır. Ancak bu cevabı verdikten sonra eğer "hayır" yoluna girerse, orada ilerlemekte zorlandığını fark edecektir. Çünkü zihin genellikle ürettiği duygu ve düşünceleri eyleme geçirmeye eğilimlidir. Yani düğmeye basmaya...

Tam da burada, ACT’in (Kabul ve Kararlılık Terapisi) davranış analizindeki temel şeması devreye girer. Klasik davranışçı gelenekte bu şema ABC olarak bilinir: Antecedent – Behavior – Consequence; yani öncül, davranış ve sonuçlar. Biz bu yapıyı Türkçede EDA olarak adlandırıyoruz: Evvel – Davranış – Akıbet. Bu yalnızca bir çeviri değil, varoluşsal bir adlandırmadır. Çünkü “EDA etmek” davranışı yalnızca sergilemek değil; yerine getirmek, icra etmek, hayata geçirmek anlamına gelir.

Eğer E ile D arasına giremezseniz, davranış zihinde kalmaz; dünyaya çıkar ve Akıbet kaçınılmaz olur.

EDA’nın en kritik yanı, genellikle fark edilmeyen bir ayrıntıda saklıdır. Çoğu şemada A’dan B’ye düz bir ok çizilir. Bu, farkında olmadan şu varsayımı üretir: Evvel olduysa, Davranış kaçınılmazdır. Oysa ACT bu varsayımı reddeder. Bu yüzden EDA’yı şöyle okuruz:

Evvel • Davranış → Akıbet

Evvel ile Davranış arasında bir ok yoktur. Orada bir nokta vardır.

Bu nokta, insan psikolojisinde nadiren açıkca gösterilen bir alandır. Çünkü bu nokta, insanın müdahale alanıdır. Evvel dediğimiz şeyler -düşünceler, duygular, hayaller, kuruntular, dürtüler, bedensel hisler, imgeler- oradadırlar ve bir yere gitmezler. Buna engel olamayız. Zihin üretir. Beden hisseder. Geçmiş çağrılır. Ve zihin bunlarla dolar.

Ama bunların davranışa dönüşmesi zorunlu değildir.

Antecedent Behavior Consequence ve Evvel • Davranış → Akıbet

Dipnot: Yeni kuşaklar evvel ve akıbet kelimelerinden hatta sözcük yerine kelime denmesinden belki hoşlanmayabilirler. Haklıdırlar. Ancak buradaki kullanımı itibarı ile EDA akroniminin artık popüler olmasa da bir kız ismi olması, hem tavır, üslup, davranış biçimi anlamına gelmesi, hem de biraz metafizik çağrıştırması bize yardımcı olabilir. Bu kelime seçimlerinden dolayı beni mazur görün lütfen (mazur; kusuru olan, özrü bulunan, mazur görmek; hoş görmek, bağışlamak, affetmek, anlayış göstermek).

Evvel • Davranış → Akıbet

Milgram Deneyi’ni bu noktadan yeniden okuyalım. Deneyde “evvel” şudur:
– Otoritenin sesi
– “Sorumluluk bana ait” cümlesi
– Karşı odadan gelen çığlık
– Katılımcının kendi içindeki gerilimi

Bu evvellerin ardından çoğu insan davranışa geçer ve düğmeye basar. Ama ACT şunu söyler: Bu geçiş zorunlu değildi. Arada bir nokta vardı. O nokta, kişinin şunu fark edebileceği alandı:
“Şu anda zihnim bana kendince bir gerekçe sunuyor.”
“Şu anda bir dürtü var.”

“Ve ben bunu yapmak zorunda değilim.”

İşte özgürlük ve iradi kıvılcım tam burada çakar. Ne evvelin yokluğunda, ne de akıbetin tahmin edilebilirliğinde. Davranıştan hemen önceki saniyelerin zümrüt fraksiyonunda.

Bu nokta, insanın refleks olmaktan çıktığı yerdir. Hayvan için A’dan B’ye -Türkçe ifade ile Evvelden Davranışa- geçiş çoğu zaman doğrudandır çünkü arada bir ok vardır. İnsan içinse değildir. İnsan, evveli fark edebilir. Evvel ile özdeşleşmek zorunda değildir. ACT buna bilişsel ayrışma der; felsefi olarak bu nokta öznenin o zümrüt fraksiyona dokunduğu ve ışıdığı andır.

Şimdi EDA’nın ikinci yarısına bakalım. Davranış ile Akıbet arasında neden nokta değil ok vardır? Çünkü orada artık ok yaydan çıkmıştır; geri dönüş yoktur.

Söylenen söz söylenmiştir.
Basılan düğmeye basılmıştır.
Atılan ok atılmıştır.

Davranış dünyaya çıktığında, sonuçlar kaçınılmazdır. Akıbet çoğu zaman kontrolümüzde değildir. Milgram Deneyi’nde de böyledir: düğmeye basıldıktan sonra, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki değişir. Artık gerçek “Bunu ben yaptım” cümlesinin içindedir; fail ortadadır. Ve akıbet, yan odadaki öğrencinin üzerine boca edilmiştir.

ACT bu yüzden Evvel ve Akıbetten ziyade, Davranışla çalışır. Evveli susturmaya çalışmaz. Akıbeti garanti etmez. Ama Davranışın önündeki saniyelerin zümrüt fraksiyonunu genişletebilir. Noktayı görünür kılabilir.

EDA’yı böyle okuduğumuzda, Milgram Deneyi artık yalnızca itaatin değil; insan olmanın kırılgan anatomisinin de deneyidir. Kötülük burada bir niyet olarak değil, otomatikleşmiş bir geçiş olarak ortaya çıkar. Evvelden davranışa noktaya uğramadan geçildiğinde, kişi kendini “kötü” hissetmez. Sadece rolünü oynadığını düşünür.

ACT’in radikal çağrısı şudur:
Sana sunulan rolü oynamak zorunda değilsin.

Zihin beyaz önlüklü bir otorite gibi konuşabilir. Mantıklı, sakin, ikna edici cümlelerle Evveli güçlendirebilir. “Devam et” diyebilir. “Bunda bir sorun yok” diyebilir, sorumluluğu bulanıklaştırabilir. Davranış ile Akıbet arasındaki şeffaf camı buzlandırır.

ACT bu sesi susturmaz. Onu şeytanlaştırmaz. Ama şunu öğretir: Bu bir sestir; bir sesleniştir, sadece bir evveldir. E • D → A edilmesi gereken bir emir değildir.

EDA diyagramındaki nokta, işte bu ayırımı mümkün kılar. Evvel vardır. Nokta vardır. Davranış seçilebilirdir. Akıbet ise neredeyse kaçınılmazdır.

Ve insan, bu noktayı fark ettiği ölçüde, düğmeye basmayabilir. Düğmeye basmamak insanı diğer memelilerden keskince ayırır; bilirsiniz onlar düğmeye basmaları ile meşhurdurlar; ne bileyim Pavlov’un köpeği veya Harlow’un maymunları gibi…

Bu yeni bir ahlak öğretisi değildir. Bu, insanın kendi karanlığıyla temas ederek özgürleşmesidir. Milgram’ın asıl rahatsız edici mirası da budur: Düğme dışarıda değil; içeridedir. Ama parmak, otomatik olarak basmak zorunda değildir; memeli olmakla, memeli insan olmak arasında meme ucu kadar, o nokta kadar bir fark vardır.

İnsan, düşüncelerini susturmaya çalıştıkça yankı odasında kalır. Önemli olan, Evveldeki duygu ve düşünceler ile Davranış arasındaki o zümrüt fraksiyonda odadan çıkabilmektir.

Milgram + Habil–Kabil + EDA: İtaatin ve İhlalin Ortak Zemini

Milgram Deneyi, Rachman ve De Silva’nın klasik çalışması ile Habil-Kabil anlatısı arasında ilk bakışta binlerce yıl vardır. Biri modern bir laboratuvarda, öteki iki dünya savaşından sonra yeniden şekillenme sancıları çeken dünyada, sonuncusu ise insanlığın mitolojik hafızasında yer alır. Oysa EDA çerçevesiyle bakıldığında, hepsi aynı varoluşsal hikayenin farklı zamanlarda perdelenmiş sahneleridir.

Habil ve Kabil anlatısı asırlar öncesinden şunu ilan eder:
İnsan, bir duygulanım eşliğinde, evvelden davranışa duraksamadan geçebilir.

Milgram Deneyi bize şunu gösterir:
İnsan, bir otorite eşliğinde, evvelden davranışa duraksamadan geçebilir.

Rachman ve De Silva’nın çalışması bize şunu açık eder:

Bizler Habil ve Kabil’in torunlarıyız.

 Ben de bu yazıda şunu ifade etmek istiyorum:

İnsanlık olarak yüzbin yıldır E ile D arasındaki noktayı insan gibi göremiyoruz.

 EDA ile yolumuza devam edelim.

Evvel (E): İçsel Kıvılcım

Habil–Kabil anlatısında evvel şudur:
– Kabil’in içindeki değersizlik duygusu
– Tanrısal kabul edilmemişlik hissi
– Kardeşle kurulan kıyas
– “Ben eksiğim/daha azım” düşüncesi

Milgram’da evvel farklı görünür ama işlevi aynıdır:
– Otoritenin talebi
– Sorumluluğun dışarıya devri
– “Bu benim kararım değil” düşüncesi
– Gerilim ve kaygı

İki evvel de rahatsız edicidir. İki evvel de insanın taşıyamayacağını düşündüğü bir iç yük üretir. Ve burada kritik soru doğar:
Bu evvel ile ne yapacağız?

Nokta: İnsan Olmanın Eşiği

İşte tam burada E • D → A'daki nokta belirir.

Habil ile Kabil arasında, metinlerde çoğu zaman görünmeyen ama varlığı sezilen bir an vardır. Henüz taş atılmamış, kan dökülmemiştir. Kabil elindeki büyük taşın kıvrımları, eline batan ve batmayan kısımları, soğukluğu, sıcaklığı, sertliği, ağırlığı ile hiç ilgilenmemektedir. Andan çok uzaklarda, evvelin içinde kaybolmuştur. Ancak davranış henüz gerçekleşmemiş, kan dökülmemiştir.

Milgram’da da bu an vardır. Parmak düğmenin üzerindedir. Zihin gerekçeler üretir. Beyaz önlüklü ses konuşur. Ama henüz elektrik verilmemiştir.

Bu nokta, insanın ahlaki ya da dini değil; varoluşsal eşiğidir. Çünkü bu nokta şunu sorar:
“Ben, bu evvel ile otomatik mi yaşayacağım, yoksa fark ederek mi?”

ACT’in müdahalesi tam buradadır. ACT, bu noktayı genişletmeye çalışır. Zaman olarak değil belki; farkındalık olarak. Kişi evveli yok edemez. Ama evvel ile özdeşleşmek zorunda da değildir.

Burada Milgram ile Habil–Kabil ayrı zamanlardan akıp aynı nehirde birleşirler:
İhlal, evvelde değil; noktayı atlayarak davranışa geçildiğinde başlar.

Davranış (D): Atılan Ok

Davranış gerçekleştiğinde artık geri dönüş yoktur.

Milgram’da:
– Düğmeye basılır.
– “Ben bunu yaptım” cümlesi tarihe yazılır.

Habil–Kabil’de:
– Taş atılır.
– İlk kan tarihin toprağına akar.

Ok atılmıştır. Davranış dünyaya çıkmıştır ve artık insanın iç dünyası da geri dönülmez biçimde değişmiştir.

ACT bu noktada şunu söyler:
Davranıştan sonra “neden yaptım?” sorusu anlamlıdır ama iyileştirici değildir. İyileştirici olan, bir sonraki evvel geldiğinde noktayı fark edebilmektir.

Akıbet (A): Sadece Sonuç Değil, Kimlik

Akıbet yalnızca dışsal sonuç değildir. Akıbet aynı zamanda şudur:
– Kişinin kendisiyle kurduğu yeni ilişki
– “Ben böyle biriyim” cümlesinin sessizce yerleşmesi

Kabil için akıbet, yalnızca sürgün değildir; kardeş katili olma kimliğidir.
Milgram katılımcısı için akıbet, yalnızca deneyin bitmesi değil; “otorite isterse ben bunu yaparım” bilgisiyle yaşamaya devam etmektir.

Bu yüzden akıbet, gelecekteki evvelleri de biçimlendirir. Dün basılan düğmeye, nokta atlanırsa, yarın daha kolay basılır. Dün atlanan nokta, yarın da görünmez olur.

Üçgenin Kilit Noktası

Milgram + Habil-Kabil + EDA üçgeni bize şunu söyler:
– Kötülük, evvelde başlamaz
– Kötülük, davranışın kendisiyle sınırlı değildir
Kötülük, noktayı atladığımız yere kök salmıştır.

ACT’in insanlığa sunduğu belki de en mütevazı ama en devrimci öneri şudur:
Noktayı geri kazan.

Bu, insanı masum ilan etmez. Ama onu özne yapar.
Bu, insanın içindeki karanlığı yok etmez. Ama ona körleşmeyi engeller.

Ve belki de hem Milgram’ın laboratuvarında, hem Habil’in mezarı başında insanlığa düşen ortak ders şudur:

Evvel kaçınılmazdır.
Akıbet belirsizdir.
Ama davranıştan hemen önceki o nokta, hâlâ bizimdir.

ACT açısından mesele, düşüncelerin içeriği değildir; onlarla kurulan ilişkidir. Zihnin “devam et” diyen sesi duyulduğunda, kişi onunla otomatik olarak özdeşleştiğinde düğmeye basar. Bu, yaşantısal kaçınmanın farklı bir biçimidir: Rahatsız edici sorumluluk duygusundan kaçmak için itaate sığınmak.

Bazıları bu yüzleşmeden kaçınmak için uyuşmayı seçer: düşünmemek, hissetmemek, sorumluluğu askıya almak… Klinik olarak bakıldığında bu kısa vadeli rahatlama sağlar; uzun vadede ise özneyi silikleştirir. İnsan, kendi hayatının aktörü olmaktan çıkar; talimat alan bir makine hâline gelir.

ACT’in “kararlılık” dediği şey tam olarak burada devreye girer. Kararlılık, zihnin düğmeyi gösterdiğini fark edip elini geri çekebilmektir. Bu, düşünceleri susturmak değildir. Onları bastırmak hiç değildir. Bu, “Evet, düşünce var ve ben yine de değerlerime göre davranacağım” diyebilmektir.

İnsan, düğmeye basabilecek bir varlık olduğunu kabul ettiği ölçüde özgürleşir. Çünkü artık seçim mümkündür. Kötülüğün potansiyelini görmek onu meşrulaştırmaz; aksine sorumluluğu boynumuza dolar. Masumiyet miti çöktüğünde, etik görünür olur.

Son söz şudur:
Kötülük, insan doğasının dışında değildir.
Ama itaat de kader değildir.
ACT’in ve psikofelsefenin ortak çağrısı nettir:

Zihninin neler üretebileceğini bil, olanla temas et

ve buna rağmen nasıl bir insan olacağına karar ver.

Bu metin, insanı aklamaz.
Ama ona E ile D arasında ok değil nokta olduğunu hatırlatır.

Milgram DeneyiHabil ve KabilACTEDA

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın