+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogPsikoloji
Modern Zihnin Modern Yükü: Seçim Paradoksu
Psikoloji

Modern Zihnin Modern Yükü: Seçim Paradoksu

4 dk okuma
22 görüntülenme
2 Şubat 2026
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

Seçim Paradoksu ve Mutluluk Yanılsaması

Modern insanın trajedisi çoğu zaman yanlış yerde aranır. Uzun çalışma saatlerinde, ekonomik belirsizlikte ya da teknolojinin hızında… Oysa daha derinde, daha sessiz ama daha yıpratıcı bir yük vardır: seçme zorunluluğu.

Avcı-toplayıcı atalarımız bir aslanla karşılaştığında, beyinleri hayatta kalmak için yoğun bir stres tepkisi üretirdi. Tehlike somuttu, süreliydi ve belki de en önemlisi, sonluydu. Ya kaçılırdı ya da mücadele edilirdi. Sonrasında beden gevşer, zihin sakinleşirdi. Modern insan ise sabah uyanır uyanmaz onlarca bildirimle, yüzlerce içerikle ve sayısız alternatifle karşı karşıya kalır. Üstelik bu “tehdit” ne somuttur ne de sonludur. Aslan artık doğada değil; cebimizde, ekranımızda ve nihayet zihnimizin içindedir.

İşte bu noktada, modern psikolojinin önemli kavramlarından biri devreye girer: Seçim Paradoksu.

Seçim Paradoksu: Daha Fazlası Neden Daha İyi Değil?

Sezgisel olarak şuna inanırız: Seçenekler arttıkça özgürlük artar. Daha fazla alternatif, daha iyi bir hayat demektir. Oysa modern psikoloji bu sezginin her zaman doğru olmadığını göstermiştir. Barry Schwartz tarafından ortaya konan Seçim Paradoksu, tam da bu noktaya işaret eder: Seçenek sayısı arttıkça, öznel mutluluk artmaz; çoğu zaman azalır.

Bu paradoksun birkaç temel psikolojik mekanizması vardır.

İlki, karar paralizisidir. Seçenekler çoğaldıkça karar verme süreci zorlaşır. Bir süpermarkette onlarca çeşit yoğurtla karşılaşmak ya da bir dijital platformda binlerce film arasından seçim yapmak, özgürleştirici olmaktan çok yorucudur. Zihin, her bir seçeneği ayrı ayrı değerlendirmek zorunda hisseder.

Bu bilişsel yük arttıkça, kişi ya karar veremez ya da verdiği karardan tatmin üretemez.

Sezgisel olarak şuna inanırız: Seçenekler arttıkça özgürlük artar. Daha fazla alternatif, daha iyi bir hayat demektir. Oysa modern psikoloji bu sezginin her zaman doğru olmadığını göstermiştir.

İkinci mekanizma, karşı-olasılık düşüncesidir. Seçim yaptıktan sonra zihin durmaz. “Acaba diğerini seçseydim daha mı mutlu olurdum?” sorusu devreye girer. Seçilmeyen alternatifler, zihinde hayali birer “daha iyi ihtimal” olarak yaşamaya devam eder. Bu durum, alınan kararı kemirir ve memnuniyeti azaltır.

Üçüncü ve belki de en yıpratıcı unsur ise öz-sorumluluk enflasyonudur. Seçeneklerin sınırlı olduğu bir dünyada sonuçlar daha çok koşullara, kadere ya da şansa atfedilirken; seçeneklerin sınırsız olduğu bir dünyada sonuçlar doğrudan bireyin sorumluluğu hâline gelir. Yanlış giden her şeyin arkasında şu düşünce belirir: Daha iyisini seçebilirdim. Bu, modern insanın sırtında taşıdığı görünmez bir suçluluk yüküdür.

Maksimize Etmek mi, Tatmin Olmak mı?

Schwartz bu noktada iki temel karar verme stilinden söz eder: maksimize ediciler ve tatmin ediciler (Bkz. Kavramsal Not). Maksimize ediciler, her zaman en iyi seçeneği bulmaya çalışırlar. Karar verme sürecinde daha fazla araştırır, daha çok karşılaştırır ve daha uzun süre düşünürler. Ancak ironik biçimde, verdikleri kararlardan daha az tatmin olurlar. Çünkü zihinleri sürekli “daha iyisi mümkün müydü?” sorusuyla meşguldür.

Tatmin ediciler ise belirli kriterleri karşılayan “yeterince iyi” seçenekte durabilirler. Bu kişiler daha hızlı karar verir ve karar sonrasında zihinsel enerjilerini tüketmezler. Araştırmalar, tatmin edicilerin öznel mutluluk düzeylerinin maksimize edicilere kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir. Modern dünyanın seçim bolluğu, özellikle maksimize edici eğilimi olan bireyler için ciddi bir ruhsal risk faktörüne dönüşmektedir.

Mutluluk Yanılsaması: Seçim = Mutluluk mu?

Buradaki temel yanılgı şudur: Daha iyi seçimin, daha mutlu bir benlik yaratacağına inanırız. Oysa mutluluk, çoğu zaman seçimin niteliğinden değil, seçimle kurulan ilişkiden doğar. Sürekli karşılaştıran, sürekli ölçen ve sürekli alternatif düşünen bir zihin için hiçbir seçim “yeterli” değildir.

Modern kültür bu yanılgıyı sürekli besler. Sosyal medya, başkalarının “seçilmiş” hayatlarını vitrine koyar. En iyi tatil, en doğru ilişki, en verimli kariyer… Her şey optimize edilmesi gereken bir proje gibi sunulur. Böylece seçim yalnızca pratik bir eylem olmaktan çıkar; kimliğin ve değerlerin bir ölçütü hâline gelir.

Günümüzde birçok evlilikte, partnerlerin birinin ya da her ikisinin zihninde böyle çalışan bir “kıyas odağı” bulunur. Fark edilmediğinde otomatik olarak devreye girer ve kişinin işini, eşini ya da çocuğunu yetersiz algılamasına hizmet eden bir veri akışı üretir.


Kavramsal Not | Maksimize Etmek mi, Yeterince İyiyi Seçmek mi?

Barry Schwartz’ın karar verme literatürüne kazandırdığı bu ayrımda maksimize ediciler (maximizers), her koşulda “en iyi” seçeneği bulmayı hedeflerken; satisficers (tatmin ediciler/yeterince iyiyi seçenler), önceden belirlenmiş temel kriterleri karşılayan ilk uygun seçenekte durabilen kişilerdir. Buradaki fark, sonuçtan duyulan tatminden çok arama sürecinin ne zaman durdurulduğuyla ilgilidir. Maksimize edici zihin, seçimi kapatamaz; her karar yeni bir karşılaştırma ihtimali doğurur. Yeterince iyiyi seçen zihin ise belirsizlikle yaşamayı ve kusursuzluk arayışını bırakmayı tolere edebilir. Araştırmalar, bu ikinci stratejinin öznel iyi oluş, zihinsel yük ve karar sonrası pişmanlık açısından daha koruyucu olduğunu göstermektedir.


Seçim Bolluğu Bir Özgürlük mü, Bir Yük mü?

Seçim Paradoksu bize şunu gösterir: Seçeneklerin artması, insan zihninin evrimsel kapasitesini aşan bir yük oluşturduğunda -ki artık bu noktadayız, özgürlük kaygıya dönüşür. Zihin, sonsuz alternatifler arasında kaybolur; karar vermek rahatlatmaz, aksine yeni bir stres kaynağı gibi işlev görür.

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Sorun, seçim yapabilmek değildir. Sorun, sürekli ve her alanda en doğru seçimi yapma zorunluluğudur. Modern insan yalnızca ne yiyeceğini ya da ne izleyeceğini seçmez; nasıl yaşaması gerektiğini, kim olması gerektiğini ve ne hissetmesi gerektiğini de seçmeye zorlanır.

LimanTerapi perspektifinden bakıldığında, Seçim Paradoksu yalnızca bir karar verme problemi değil; anlam ve tatmin krizidir. Seçim bolluğu, eğer değerler ve sınırlarla dengelenmezse, zihinsel bir yük hâline gelir. Ve bu yük, evrimsel olarak hiç alışık olmadığımız, bir hazırlığımızın olmadığı en ağır yüklerden biridir.

Bir sonraki bölümde, bu seçim ve bilgi bolluğunun zihinde nasıl bir dijital obezite yarattığını ve neden “çok bilip az hisseden” bir topluma dönüştüğümüzü ele alacağız. Çünkü bazen sorun, neyi seçtiğimiz değil; neden duramadığımızdır.

Seçim bolluğu, eğer değerler ve sınırlarla dengelenmezse, zihinsel bir yük olur ve bizim evrimsel olarak hiç alışık olmadığımız türden bir yüktür; nasıl taşıyacağımızı bilmediğimiz...

Seçim ParadoksuBarry SchwartzKarar ParalizisiDijital Obezite

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın