Bir Uzaylının Oğluna Yazdığı Liste
Matt Haig’in İnsanlar romanının sonunda Andrew, oğluna bir liste bırakır.
Doksan yedi maddelik. Öğüt veriyormuş gibi görünür yüzeysel bakınca. Yine aynı yüzeysellikten sadece oğluna yazıyormuş gibi de gelir insana...
Uzaylı profesör dünyadaki serüveninde gözlemledikleri, anlamaya çalıştıkları, anlayamadıkları, içine bir öküz gibi oturan, oturduğu yerden bir türlü kalkmayan, absürd, saçma, irrasyonel bulduğu sayısız tespit, düşünce, yaklaşım ve davranışı listesine alır; biz 6 alana ayırsak da hepsinin ortak noktası “insana dair” olmasıdır…
Bu liste insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmez.
İnsanların neden yaşamı hakkıyla deneyimleyemediklerine, uzay-dünya dual tecrübesinden bir bakış sunar. Eh insanlar hala ancak satır satır okuyarak öğrendiklerinden mecburen bunu bir liste yapmak zorunda kalır.
Andrew bu maddeleri yazarken insanlığı idealize etmez. Aksine, insan olmanın ne kadar zor, ne kadar kırılgan ve ne kadar kolay kaybedilir olduğunu kabul eder. Bu yüzden bu liste çoğu insan tarafından okunamaz. Çünkü okunduğunda rahatlatmaz. Savunmaları okşamaz. İnsanın kendine anlattığı hikâyeleri bozar.
Bu yazı, o listenin tamamı değildir.
Ama onun okunamayan özünün yazarın canını acıttığı kısımlarına odaklanmış bir dünyalı bakışıdır.
1. Zihnin Söyledikleri Hayatın Kendisi Değildir
(Bilişsel Birleşme ve Ayrışma)
Zihin konuşur. Onun çarkları eleştiri ve olumsuzluk üretmeye evrilmiştir.
Çoğu zaman korkuyla, genellemeyle ve felaket senaryolarıyla.
İnsanların büyük kısmı, zihninden geçenleri gerçekliğin kendisi sanarak yaşar. Bir düşünce, bir kimliğe dönüşür. Bir his, bir kader gibi algılanır. Zihinle araya mesafe konulmadığında, hayat daralır.
Uzaylının listesi açıkça şunu ima eder:
Zihninden geçen her şey seni tanımlamaz. Ama çoğu insan, tam da buna inanarak yaşar. Düşünceye itiraz etmez; onu izler. Ve fark etmeden hayatını zihnin sesine göre kurar.
Bu maddeler, zihni susturmayı önermez. Sadece şunu hatırlatır:
Zihin bir anlatıcıdır, hâkim değil. Tribünler istediği gibi bağırabilir, ama kararlar teknik direktöre aittir. Unutmayın, taraftar da oyunun bir parçasıdır ve onları susturamazsınız. Zaten buna da gerek yoktur.
Düşüncelerinize yapışık yaşarsanız, yapışık ikizler gibi olursunuz. Hayat ancak ikizleri ayırdığınızda genişler...
Acı Hayata Dahildir, Mutluluk Kesintisiz Değildir...
2. Acı Hayatın Düşmanı Değildir
(Kabul)
Acıdan kaçmak insanın en güçlü refleksidir. Kaçınma kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede hayatı daraltır.
Uzaylının notlarında acı, ortadan kaldırılması gereken bir hata gibi ele alınmaz. Acı, yaşamın bedelidir. Sevmenin, bağlanmanın, denemenin doğal sonucudur.
İnsanların çoğu bu bedeli ödememek için yaşamaktan vazgeçer. Hissetmemeyi, risk almamayı, bağ kurmamayı seçer. Güvenli ama cansız bir hayat ortaya çıkar.
Liste şunu fısıldar:
Acıdan kaçmak, acıyı azaltmaz. Sadece hayatı azaltır.
Acısız hayat cansız hayattır; acıdan kaçınmaya odaklanırsanız “hayatın canı” da onunla birlikte olacağı için, geriye size “cansız hayat” kalır ve siz de onu yaşarsınız.
3. Kontrol Güvenlik Verir ama Hayat Vermez
(Kontrol Yanılsaması)
Kontrol etmek insana geçici bir güven hissi verir. Belirsizlik azalır, kaygı düşer. Ama bu güven pahalıdır.
Uzaylının dünyası kontrol üzerine kuruludur. İnsanların büyük kısmı da benzer şekilde yaşar: Duyguları bastırarak, ilişkileri ölçerek, kayıp ihtimalini minimize etmeye çalışarak.
Ama Andrew’ün fark ettiği şey nettir:
Her şeyi kontrol etmeye çalışanların, hayatla teması o oranda azalır. Belirsizlikten kaçmak, hayatın kendisinden kaçmaktır.
Kontrol korur. Evet.
Ama fazla kontrol, yaşamı daraltır.
Hayatın çok az bir bölümü kontrol edilebilirdir. Bazen şu sözü hatırlamak iyidir; “insan plan yapar, kader ona güler.” Sanmayın sadece bizim kültürümüzde var; buyurun: Man proposes, God disposes (İnsan önerir, Tanrı karar verir). Yahudi atasözü olarak bilinen "Mann tracht, un Gott lacht" ve “Der mentsh trakht un Got lakht” ise "İnsan düşünür/planlar, Tanrı güler" anlamına gelir ve bu da kaderin ve/veya Tanrı'nın planları bozabileceğini, güldüğünü ima eder ki bu, bizdeki ifadeye daha yakındır.
4. Mutluluk Bir Yön Değil, Yarenliktir
(Değerler)
Modern insan mutluluğu bir hedef olarak alır. Ulaşılması gereken bir nokta, elde edilmesi gereken bir durum gibi… Hayat bu hedef etrafında organize edilir, ancak o noktaya ulaşılsa da orada kalınamayacağı, hayatın başka pekçok duraklarının olduğu çoğunlukla yaşanarak anlaşılır.
Uzaylının listesi bu yanılsamayı bozar.
İnsanlar mutlu oldukları için ayakta kalmaz.
Hayat, çoğu zaman mutlulukla değil; mutluluğun yoldaşlık yapmadığı zaman dilimlerinde geçer. Buna rağmen çocuklarını büyütenler, sözlerini tutanlar, sorumluluklarını omuzlayanlar ve sevmeyi sürdürenler vardır.Bu insanlar çoğunluk değildir. Ama yönü onlar belirler.
Liste şunu söyler:
İyi bir hayat, iyi hissetmekle değil; önem verdiğin şeylere bağlı kalmakla ilgilidir. Mutluluk bazen gelir, bazen pek ortalıkta gözükmez. Sağına bakarsın, solunu yoklarsın; kitaplara, filmlere, dizilere sığınırsın lakin yoktur.
Ne cips paketinin içine gizlenmiştir, ne rakının bozbulanıklığına…
Ne kadar arasanız da bulamazsınız, çünkü var da saklanmış değildir.
Şunu daima hatırlamalıyız, hoşlanmasak da:
önem verdiğin bir şey yoksa,
bekleyecek bir şey de yoktur.
Beklerken cips yiyebilir, bir şeyler içebilirsiniz;
ama bu sadece beklemeye eşlik eder, o kadar.
Yol ve yolculuk süreğendir.
Mutluluğun yoldaşlık yapmadığı zamanlarda da…
Bu, hayatın doğasıdır.
Hayat İçin İyi Hissetmek Gerek Şart Değildir
5. İyi Hissetmeden de Yaşanabilir
(Kararlı Eylem)
İnsanların çoğu iyi hissetmeyi bekler.
Hazır olmayı, korkunun geçmesini, motivasyonun gelmesini…
İlhamlara bel bağlar, gelmeyince bekler. Bazen enerji düşüktür, içlerinden gelmez, ittirsen gitmez…
Bu yüzden beklerler.
Uzaylının notları şunu hatırlatır:
Hayat “hazır olduğunda” başlamaz. Çoğu önemli adım, hazır hissetmeden atılır. Korkuyla yapılan seçimler vardır. İyileşmeden sürdürülen ilişkiler vardır.
İlhamsız atılan kararlı adımların ilhamı kıskandırdığı görülür.
Bu bir kahramanlık anlatısı değildir.
Zor, yıpratıcı ve pahalıdır. Sinirlenmek, üzülmek ve vazgeçmeyi istemek hayata dahildir…
Ama bazen yol, ancak yürüyünce açılır.
6. Fanilik, Hayatı Ciddiye Almamızı Sağlar
(Bağlamsal Benlik)
Ölüm düşüncesi rahatsız edicidir. Bu yüzden çoğu insan ondan kaçar. Oysa Andrew’ün listesi tam burada durur; kaçmaz.
Zaman sınırlı olduğu için seçimler önemlidir.
Kaybedilecek şeyler olduğu için sevgi ağırdır.
Dostluklar bu yüzden mücevher gibidir;
güzel anlar, bir daha aynı şekilde yaşanamayacak lezzet duraklarıdır.
Fanilik, bütün bunların can suyudur.
Hiç geçmeyecek, hiç bitmeyecek olan şeyler; tekrarın ve kaybetmenin uzağına düşer. Bu yüzden de çoğu zaman değersizleşir. Hayatı anlamlı kılan, tıpkı mutlulukta olduğu gibi, güzeli tekrar tekrar duyumsayabilmek ve faniliğin ürkekliği ile onun üzerine titreyebilmektir.
Fanilik olmasaydı, sevgi bu kadar dikkat istemezdi.
Veda ihtimali olmasaydı, yakınlık bu kadar derin olmazdı.
Korkmayın.
Tanrı’ya ya da her neye inanıyorsanız, ona şükran duyabilirsiniz:
İyi ki fanisiniz.
İyi ki güzelliklerin kıymetini anlayabiliyorsunuz.
Andrew’ün oğluna bıraktığı son cümleler öğretici değildir.
Şefkatlidir.
Çünkü insan olmanın bedelini bilen biri tarafından yazılmıştır.
Bu liste bir öğütler bütünü değildir.
Bir başarı rehberi hiç değildir.
Bu liste, insan olmanın neden bu kadar zor olduğunu kayda geçiren bir metindir. Andrew bunu bir terapi kitabı okuyarak yazmadı.
İnsan olmayı deneyimleyerek, düşerek, kalkarak elhasıl yaşayarak yazdı.
Ve belki de bu yüzden, insanlığın büyük kısmı bu listeyi okumakta zorlanır.
Çünkü okumak, bazı savunmaları bırakmayı gerektirir.
Benim yazacaklarım bitti.
Liste hâlâ orada duruyor.
Hayatı anlamlı kılan, güzel olanı tekrar tekrar duyumsayabilmek
ve faniliğin ürkekliği ile onun üzerine titreyebilmektir.




