+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogGöçmen ve Mülteci Psikolojisi
Göçmen Cevheri
Göçmen ve Mülteci Psikolojisi

Göçmen Cevheri

2 dk okuma
24 görüntülenme
24 Aralık 2025
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

Mutlu Göçmen, Mutsuz Göçmen

Mutlu göçmen nadir bir madendir.
Altın gibidir; az bulunur, herkesin gözü onda olduğu için fark edilir.
Hikâyesi anlatılır, vitrinlere konur, örnek gösterilir.

Ama göçmenlerin büyük çoğunluğu altın değildir.
Bakır gibidirler.
Demir gibidirler. Bazen kömür gibidirler.
Yaygındırlar, işe yararlar, yük taşırlar.
Ve tam da bu yüzden görünmezdirler.

Bakır, elektriği taşır ama kimse alkışlamaz, vitrine koymaz.
Demir, köprüleri ayakta tutar ama kimse ona teşekkür etmez, örnek göstermez. Kömürü yakarlar, gözünün yaşına bile bakmazlar.
Göçmenlerin çoğu da böyledir.
Şehirleri ayakta tutar, sistemleri yürütür, boşlukları doldurur.
Ama adları bilinmez, hikâyeleri merak edilmez.

Göçmen travmaları zengin cevherli maden ocaklarına benzer.
Karanlıktır.
Derindir.
Gürültülüdür.
Kimse oraya inmek istemez, lakin mecburdur…

Göçmenlik de böyledir.
Ezilirler.
Dövülürler.
Isıtılırlar, soğutulurlar.
Dillerini kaybederler, bedenleriyle öğrenirler, bedeller öderler…
Yanlış yapma hakları yoktur; çünkü hata pahalıdır.

“Başardım” denilen hikâyeler çoğu zaman cilalanmış cevherdir.
Cürufu alınmıştır, çatlakları gizlenmiştir.
Parlatılır, ışığın altına konur.
Ama kimse o madenin hangi basınçtan geçtiğini sormaz.
Hangi sıcaklıkta çatladığını, hangi darbede şekil aldığını…

Kuşların Kanatları, Göçmenlerin Yaraları

Mutlu göçmen anlatısı bu yüzden yanıltıcıdır.
İstisna kural gibi sunulur.
Altını gösterip bakırı unutturur.
Oysa sistem bakırla çalışır.
Demirle ayakta durur.

Göçmenlerin çoğu parlamaz.
Ama taşır.
Dayanır.
Sessizce uyum sağlar.
Kök saldığını sanır, ama toprak o kadar da razı değildir.

Bir de şuna benzerler:
Maden yerin altındayken değerlidir ama görünmezdir.
Çıkarıldığında ise ya eritilir ya biçimlendirilir.
Kendi halinde kalmasına izin verilmez.

Göçmenler de öyledir.
Ya dönüşmeleri beklenir, ya da yok sayılmaları.

Haydi altın değil, ama demir veya bakır da olamazsanız, cüruf olur bir yere yığılırsınız; üstüste. Ya birinin canını yakarsınız, ya canınız yanar, belki her ikisi birlikte. Artık mevsim hüzün mevsimidir, ve nadiren değişir...

Kuşlarla karıştırılmaları bundandır belki.
Oysa göçmen kuşlar mevsimi bilir.
Ne zaman gideceğini, ne zaman döneceğini.
Göçmen insan bilmez. Onun pusulası kırılmıştır. "Bir daha göç" mevsimi ona yasaklanmıştır; göçtüğü sonbahar son sonbahar olmuştur; sıradaki mevsim artık değişmez…

Kuşların kanatları vardır.
Göçmenlerin yaraları.

Bu yüzden köksüzlüğe alışamazlar.
Toprağa tutunmak isterler.
Bir yere ait olmak isterler.
Ama her bağ kurduklarında, toprağın bağrının soğukluğu ile sarsılırlar.

Altın nadirdir diye değerlidir.
Bakır ve demir ise çoktur diye ucuz sayılır.
Ama unutulan şudur:
Altınla ev yapılmaz. Altınla köprü kurulmaz.

Göçmenliğin yükünü taşıyanlar nadir olanlar değil, yaygın olanlardır.
Adı bilinmeyenler. Parlamayanlar. Sessizce ezilip şekil alanlar.

Belki de bu yüzden şifa, parlamakta değildir.
Bir gün altın olmakta da değil.

Şifa, madenin yalnız kalmamasındadır. Yerin altında, köprüde, kabloda tek başına bırakılmamasında.
Ezilirken görülmesinde. Taşırken tanınmasında.

Çünkü bazı şeyler parlamaz.
Ama çoğu şey de onsuz ayakta duramaz.

GöçmenlikGöç TravmasıMutlu GöçmenMutsuz Göçmen

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın