Kerem ve Selin Üzerinden Bir Bağlanma Paradoksu
Bazı ilişkiler birbirine değil; çocuklukta yarım kalmış duygulara ayna tutar.
Kerem ve Selin’in hikâyesi de tam olarak böyle bir aynada başlar.
Yüzeyden bakıldığında sıradan bir çiftin inişli çıkışlı ilişkisi gibi görünür.
Ama biraz yaklaştığımızda, iki farklı bağlanma biçiminin birbirine dokunmaya çalışırken nasıl çarpıştığını izleriz: kaygılı ve kaçıngan bağlanma.
Bu iki uç, birbirine çekilen ama temas ettikçe acıyan iki mıknatıs gibidir.
Biri “yakın olalım” derken, diğeri “boğuluyorum” hissine kapılır.
Birinin sessizliği diğerinde panik yaratır; birinin ilgisi diğerinde kaçış dürtüsünü tetikler.
Selin’in İkilemi: Yakınlık mı, Tehdit mi?
Selin sık sık kendi kendine şu soruyu sorar:
“Acaba aradığım kişi gerçekten bu mu?”
Bu cümle kulağa seçici bir sorgulama gibi gelir.
Oysa klinik bir gözle bakıldığında, kaçıngan bağlanma stratejisinin zarif bir maskesidir.
Kaçıngan bireyler için yakınlık yalnızca samimiyet değildir; aynı zamanda içinde bir tehdit algısı barındırır.
Sevilmek onlarda bazen bir sevinç değil, bir kaygı yaratır:
“Bunun bedeli ne olacak?”
Kerem’in çiçekleri, sabah mesajları, “özledim” deyişleri Selin’in zihninde sıcak bir ilgi değil, sınır ihlali gibi algılanır.
Yakınlık arttıkça içsel alarm sistemi devreye girer.
Çocukluk Odasında Başlayan Kodlar
Kaçıngan bağlanma çoğunlukla iki kökten filizlenir:
Mesafeli ebeveyn: Çocuk duygularını ifade ettiğinde reddedilmiş ya da görmezden gelinmiştir. Bu yüzden yakınlık, tehlikeyle eşleşir.
Koşullu sevgi: Başarılı, uyumlu ya da güçlü olduğunda sevilen çocuk, ilgiyi kontrol kaybı olarak deneyimler.
Selin için ilişki çoğu zaman bir “bağ” değil, bir bağlanma riskidir.
Yakınlık arttığında “biraz mesafe” ister; çünkü iç dünyasında özgürlüğü boğuluyor gibi gelir Selin’e…
Ne var ki kaçıngan birey özgürlüğü de tam olarak yaşayamaz.
Çünkü bağ kurmayı tehlike saydığı sürece, içsel özgürlüğe de erişemez.
Modern Tuzak: Seçenek Bolluğu ve Dijital Yorgunluk
Selin’in mesafesi yalnızca çocuklukla ilgili değildir.
Çağımızın ruhu da bu mesafeyi besler.
Ekranlarımızda sürekli kayan yüzler, bitmeyen bildirimler, “daha iyisi bir tık ötede” hissi…
Zihin, durmaksızın olasılık üretir.
Bu durum ilişkilerde bilişsel yorgunluk yaratır.
Birine bağlanmak, sanki yüzlerce seçeneği kaybetmek gibi hissedilmeye başlar.
FOMO’nun Romantik Hâli
Psikolojide buna FOMO (Fear of Missing Out) denir: kaçırma korkusu.
Selin’in “Ya daha uygun biri varsa?” sorusu artık kişisel bir tereddüt değil, kolektif bir zihinsel reflekstir.
Ama ironik bir gerçek vardır:
Seçenekler arttıkça tatmin azalır.
Selin’in zihninde kusursuz bir “hayali sevgili” oluşur:
Hata yapmayan, boğmayan, hep dengede kalabilen biri.
Gerçek olan, kusurlu ve insan olan Kerem bu hayali figürle yarışamaz.
Kerem’in Kaygısı: Sevmek mi, Savunmak mı?
Kerem’in iç dünyasına yaklaştığımızda, kaygılı bağlanmanın yankısı duyulur.
Selin’in mesafesi onda hemen “yeterli değilim” korkusunu tetikler.
Kerem için sevgi, bir paylaşım alanı olmaktan çıkar;
bir kaybetmeme mücadelesine dönüşür.
O ilişkiyi yaşamaz; ilişkiyi korumaya çalışır.
Ailesel ve Kültürel Yankılar
Bizim kültürümüzde sıkça duyulan
“Bu sana fazla”
“Elini çabuk tutmazsan gider”
gibi sözler, özdeğer duygusunu sessizce aşındırır.
Sevginin tutarsız olduğu ailelerde büyüyen bireyler, terk edilme korkusunu hayat boyu yanlarında taşır.
Kerem de bir noktadan sonra Selin’i sevmekten çok, Selin’i kaybetmemeye odaklanır.
Onun hediyeleri, aramaları, ilgisi;
sevgiden çok yatıştırma davranışlarıdır.
Ama her yeni çaba, Selin’in kaçış refleksini biraz daha güçlendirir.
Böylece bağlanma dansı başlar:
Biri yaklaşır, diğeri tehdit hisseder.
Biri uzaklaşır, diğeri panikler.
Ve bu sarkaçta kimse gerçekten sevildiğini hissedemez.
Bağlanma Teorisi: Bu Dansın Haritası
Bağlanma Teorisi, 1950’lerde John Bowlby tarafından geliştirilmiş;
psikolog Mary Ainsworth tarafından “Yabancı Durum Deneyi”yle de gözlemlenmiştir.
Teoriye göre üç temel bağlanma biçimi vardır:
Güvenli Bağlanma: Yakınlıkta rahatlık vardır, uzaklık tolere edilebilir.
Kaygılı Bağlanma: “Beni sever mi, beni terk eder mi?” endişesi ilişkiyi yönetir.
Kaçıngan Bağlanma: “Çok yakın olursam özgürlüğümü kaybederim.” korkusu ilişkide belirleyici rol oynar.
Zorluk şu ki, kaygılılar kaçınganlara, kaçınganlar kaygılılara çekilir.
Bu çekim, tamir edilmemiş çocukluk yaralarının birbirini tamamlamaya çalışmasından doğar. Ama çoğu zaman “tamamlamak” yerine “tetiklemek” olur.
Ruh, tanıdık acıyı; bilinmeyen huzura tercih eder.
Sevgi: Tutunmak Değil, Alan Açmak
Bir taraf yakınlık isterken diğeri özgürlük talep ediyorsa, ilişki gerilir.
Ama çözüm ipin kopmasında değil; ipin gevşeyebilmesindedir.
Gerçek yakınlık, özgürlüğü yutmaz.
Gerçek özgürlük, bağ kurmaktan kaçmaz.
Kaygılı biri sevginin terk edilme tehdidi olmadığını;
kaçıngan biri ise özgürlüğün bağ kurmayı yok etmediğini fark ettiğinde,
ilişki yeniden nefes alır.
Sevgi bir tutunma değil, birbirine alan açabilme sanatıdır.
Son Söz: İki Yaradan Bir Dengeye
Kerem ve Selin’in hikâyesi aslında hepimizin hikâyesidir.
Kimimiz fazla yaklaşırız, kimimiz fazla uzak dururuz.
Ama her iki uçta da aynı özlem vardır: güvende hissetmek.
Olgunlaşmanın belki de en sade cümlesi şudur:
“Sana yakınım ama kendime de yakın kalabiliyorum.”
Yakınlıkla özgürlüğün el sıkışabildiği bu ince denge,
insanın hem başkasıyla hem kendisiyle barış içinde yaşama biçimidir.
Ve belki de modern çağın en büyük şefkat devrimi,
bu iki ihtiyacı sonunda aynı masada buluşturup, sohbet ettirebilmektir.


