+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogTravma ve PTSD
Neden Hep Zor Olanı Seçiyoruz?
Travma ve PTSD

Neden Hep Zor Olanı Seçiyoruz?

2 dk okuma
14 görüntülenme
28 Ocak 2026
Sibel Şahin
Yazar:
Sibel Şahin

Neden Hep Zor Olanı Seçiyoruz?

Neden Hep Zor Olanı Seçiyoruz?

Bazı insanlar ilişkilerde kendilerini sürekli uğraşırken bulur. Anlamaya çalışan, idare eden, alttan alan, sabreden taraf hep onlardır. Karşılarındaki kişi mesafelidir, öfkelidir, tutarsızdır ya da duygusal olarak erişilemezdir. Buna rağmen gitmek yerine daha çok kalırlar. Çünkü içlerinde sessiz bir inanç vardır: “Biraz daha uğraşırsam, belki bu kez olur.”

Bu durum çoğu zaman bugünkü ilişkiden çok daha eskidir. Çocuklukta şekillenen bir duygusal öğrenmenin, yetişkinlikte tekrar tekrar sahnelenmesidir. Sevginin kendiliğinden değil, çaba karşılığında geldiği bir dünyada büyüyen çocuk, bunu “ilişki”nin doğası sanır.

Çocuklukta Öğrenilen Koşullu Sevgi

Eğer bir çocuk sevilmek için uslu olmak, başarılı olmak, sorun çıkarmamak ya da ebeveynin duygusal yükünü taşımak zorunda kaldıysa, sevgi onun için bir hak değil, bir ödül hâline gelir. İlgi, şefkat ve yakınlık; çocuğun ihtiyaç duyduğu anda değil, yetişkin uygun gördüğünde verilir.

Bu koşulluluk, çocuğun iç dünyasında derin bir iz bırakır:
“Olduğum hâlimle yeterli değilim. Sevilmek için bir şey yapmalıyım.”

Zamanla çocuk, başkalarının ruh hâlini okumayı, ortamı yumuşatmayı, kendi ihtiyacını geri plana atmayı öğrenir. Bu bir karakter özelliği değil, bir hayatta kalma stratejisidir. Ve bu strateji yetişkinlikte de çalışmaya devam eder; özellikle de duygusal olarak zor insanlarla karşılaşıldığında.

Zor İnsanlara Çekilmek ve Değiştirme Fantezisi

Yetişkinlikte iyi davranmayan, sevgisini esirgeyen ya da ulaşılması zor insanlara çekilmek tesadüf değildir. Bu kişiler tanıdıktır. Çocuklukta öğrenilen sevgi biçimini yeniden üretirler. Bilinçdışı bir umut devreye girer:
“Bu kez farklı olacak. Bu kez başaracağım.”

Karşıdaki kişi değişirse, yumuşarsa, severse… geçmişte eksik kalan bir şey tamamlanacak sanılır. Aslında yapılan, yarım kalmış bir çocukluk hikâyesini bugünün ilişkisi üzerinden bitirmeye çalışmaktır. Ancak bu hikâye, başkasının dönüşümüyle değil, kişinin kendi iç dünyasına dönmesiyle iyileşir.

Zor olanı sevmek çoğu zaman cesaret değil; tanıdık acıya sadakattir.

Geçmişte yarım kalan hikâyeyi bugün başka birinin eline bıraktığınızda, kendinizi yine beklerken bulursunuz.
Oysa iyileşme, birinin sonunda sizi sevmesiyle değil; sevginin kazanılması gereken bir şey olmadığını fark etmekle başlar.

Sevgi bir mücadele değil.
Bir sınav hiç değil.
Ve en önemlisi, kendiniz olmaktan vazgeçmenizi gerektirmemeli.

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın