+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogTravma ve PTSD
Görünmez Yaraların Biyolojisi...
Travma ve PTSD

Görünmez Yaraların Biyolojisi...

4 dk okuma
62 görüntülenme
25 Ocak 2026
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

ACE Araştırması ve Çocukluk Travmalarının Sağlığa Etkisi

Bazen bir soru, bütün bir dönemi değiştirir.

Modern psikoloji ve tıp uzun süre “Senin problemin ne?” diye sordu; oysa asıl sormamız gereken şuydu: “Senin başına ne geldi?”

Kronik yorgunluk, kaygı, otoimmün hastalıklar ya da anlam verilemeyen depresif dalgalarla boğuşan birçok yetişkin, bu belirtilerin tohumlarının çok daha geriye -çocukluğa- dayandığını fark etmez. Oysa çocukluk her insanın anavatanıdır.
Sosyal medyada sıkça duyduğumuz “çocukluğuna dön” alaycılığı, bazen bu derinliği sığlaştırır.
Oysa bilim, meselenin ciddiyetini çoktan göstermiştir.

ACE (Adverse Childhood Experiences/Olumsuz Çocukluk Çağı Deneyimleri) araştırması, travmanın yalnızca psikolojik değil, biyolojik ve varoluşsal bir deneyim olduğunu kanıtlamıştır:
Çocuklukta yaşananlar, yalnızca hafızada değil, bedenin hücrelerinin içinde yaşamaya devam eder.

ACE Araştırması: Görünmez Geçmişin Haritası

1990’ların sonunda, Vincent Felitti ve Robert Anda tarafından yürütülen geniş katılımlı ACE araştırması, çocuklukta yaşanan travmatik deneyimlerin yetişkinlikteki sağlık sonuçlarını sistematik biçimde incelemiştir.

Sonuç, insanlık tarihi kadar eski bir gerçeği bilimsel dille yeniden söylemiştir:
Beden, ruhun susturulmuş hikâyesini taşır.

ACE Skoru: Ruhun Taşıdığı Ağırlığın Sayısal İzleri

Her çocuk, bir dünyanın merkezinde doğar.
O dünyanın iklimi, kişiliğin hücrelerine kadar işler.

ACE araştırması, çocuklukta maruz kalınabilecek 10 temel olumsuz deneyimi belirlemiştir. Bu deneyimler; istismar, ihmal ve aile içi zorluklar başlıkları altında toplanır.

Bu skor, bireyin kim olduğunu değil; hangi duygusal topraklardan geçtiğini gösteren bir psikobiyolojik pusula gibidir.

I. İstismar: Sevginin Yaralı Yüzü

(“Seni koruması gerekenlerin, sana zarar vermesi.”)

  • Duygusal İstismar: Sürekli küçümsenme, utandırılma, korkutulma.

  • Fiziksel İstismar: Vurulma, itilme, bedene zarar verilmesi.

  • Cinsel İstismar: Her türlü zorlayıcı cinsel temas veya istismar.


II. İhmal: Görülmemenin Sessizliği

(“Bazen yaralar, dokunulmamış yerlerde açılır.”)

  • Duygusal İhmal: Sevilmediğini, görülmediğini, değer verilmediğini hissetmek.

  • Fiziksel İhmal: Yeterli bakım, beslenme ve güvenliğin sağlanmaması.


III. Aile İçi Zorluklar: Güvenin Kırıldığı Zemin

(“Ev, bazen sığınılan değil; kaçılması gereken yerdir.”)

  • Ebeveyn kaybı veya ayrılığı

  • Aile içi şiddete tanıklık

  • Madde kullanım sorunu olan aile üyesi

  • Ruhsal hastalığı veya intihar girişimi olan ebeveyn

  • Hapiste bulunan aile üyesi

Bu on başlık, çocukluğun kolektif anatomisidir.
Her biri, sinir sisteminin “güvende olma” becerisine kazınmış bir iz bırakır.

Bu nedenle yüksek ACE skoru bir etiket değil; geçmişin biyografisini anlamaya yarayan bir varoluş haritasıdır.

Ruhun Acısı Bedenin Diline Nasıl Dönüşür?

Bir çocuk için ev, dünyanın merkezidir.
Eğer bu merkez güvensizse, çocuk beyni hayatta kalma modunu daima aktif tutmayı öğrenir.

Kısa süreli stres gelişim için faydalı olabilir.
Ama kaçışı olmayan stres -toksik stres- biyolojik düzeni altüst eder.

Beynin Mimarisindeki Sessiz İzler

Toksik stresle büyüyen bir çocukta:

Amigdala (korku merkezi) aşırı tetikte çalışır ve korkuyu/tehdidi bir an bile unutmaktan kaçınır.

Prefrontal korteks (mantık, planlama, duygu düzenleme) gelişmekte zorlanır, görece kadük kalır.

Bu durum yetişkinlikte aşırı tepkiler, duygusal iniş çıkışlar ve kaygı olarak karşımıza çıkar.
Ama bunlar bir zayıflık değil; geçmişin hayatta kalma becerilerinin bugüne taşınmış hâlidir.

HPA Ekseni: Bitmeyen Alarm

Travma, beynin alarm sistemini kapatamaz hâle getirir.
Hipotalamus-Pitüiter-Adrenal (HPA) ekseni sürekli çalışır; kortizol ve adrenalin, hiçbir tehlike yokken bile akmaya devam eder.

Bu durum kronik enflamasyon, bağışıklık zayıflığı, ruhsal sorunlar ve kalp-damar hastalıkları gibi onlarca tıbbi soruna zemin hazırlar.
Beden, çocuklukta taşımak zorunda kaldığı yükün faturasını bekletir ve yıllar sonra bir şekilde keser.

Epigenetik: Travmanın Hücresel İmzası

ACE araştırmasının en çarpıcı sonuçlarından biri, yoğun stresin genlerin çalışma biçimini etkileyebilmesidir. DNA dizilimi değişmese bile, hangi genlerin aktif olacağı, hangilerinin bastırılacağı çocukluk anıları, travma yaşantıları ile şekillenmektedir.

Bu da travmanın yalnızca bir hatıra değil, hücre düzeyinde taşınan biyolojik bir imza olabileceğini düşündürür. Bazı araştırmalar, bu etkilerin nesiller arası aktarımı bile etkileyebileceğini göstermektedir.

Yetişkinlikte ACE Skorunun Yansımaları

ACE skoru 4 ve üzeri olan bireylerde:

  • Depresyon ve anksiyete

  • İntihar düşünceleri

  • Kalp hastalıkları, diyabet ve bazı kanser türleri

belirgin biçimde daha sık görülür.

Bağımlılıklar da bu bağlamda yalnızca “irade zayıflığı” değildir. Alkol, madde, aşırı yeme, ekran ya da kumar; çoğu zaman kişinin dayanamadığı içsel acıyı dindirmek için bulduğu yanlış ama anlaşılır çözümlerdir.

Travmadan İyileşmeye: Sinir Sisteminin Yeniden Yazılabilirliği

Yüksek ACE skoru, bir mahkûmiyet değil; farkındalığa açılan bir kapıdır.
Bu skor, “sende bir sorun var” demez; sadece, bir dönem dünyanın sana fazla ağır geldiğini hatırlatır.
Ve iyi haber şu ki, hiçbir sinir sistemi sonsuza dek aynı kalmaz.

Beyin ve sinir sistemi, nöroplastisite sayesinde hayat boyu yeniden öğrenebilme gücüne sahiptir.
Korku ve kaygıyla şekillenmiş sinaptik yollar, zamanla güven duygusuyla yeniden örülebilir.
Bu da, travma sonrası iyileşmenin yalnızca bir “terapi süreci” değil, aynı zamanda bir biyolojik yeniden yazılım olduğunu gösterir.

İyileşme, kimi zaman bir dokunuş, bir nefes, bir bakış kadar küçük jestlerde başlar.
Terapi, ilişki, sanat, nefes, dokunulma…
bunlar güvenin yeni harfleri, varoluşun yeniden okunuşudur.
Her güvenli temas, sinir sistemine sessiz ama derin bir mesaj iletir:
“Artık güvendesin.”

LimanTerapi’de amaç, zihni susturmaya değil; bedeni yeniden duymaya alan açmaktır.
Nörofizyolojik regülasyon, travma odaklı yaklaşımlar, beden farkındalığı ve terapötik ilişki;
bunların her biri, bir zamanlar donmuş sinir yollarına hayat üfleyen yumuşak araçlardır.
Çünkü iyileşme, geçmişi unutarak değil; onunla barış içinde yaşamayı öğrenerek başlar.
Travmanın bıraktığı yerden değil, onunla birlikte yeni bir anlam kurarak yolumuza devam ederiz.

Görünmezden Görünene

ACE araştırması, insana dair en kadim bilgiyi hatırlatır:
Ruh ve beden, aynı kök hikâyenin iki ana dalıdır.

Travma, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil;
anlamın bozulduğu bir hikâyenin ilk cümlesidir.
Ama hikâye orada bitmez. Çünkü insan, yaşadıklarını değiştiremese de onların anlamını dönüştürme gücüne sahiptir.

Deneyimli bir terapistin eşliğinde, o ilk cümleye dokunamasanız bile;
hikâyenizin ritmini, tonunu, yönünü değiştirebilirsiniz.
Bir zamanlar sadece acıdan ibaret olan öykü, yavaş yavaş bir dayanıklılık ve güven anlatısına dönüşür.

Hiçbir yara, anlam kazandığında aynı şekilde sızlamaz. Hiçbir acı ona şefkatle dokunulduğunda eskisi kadar yakıcı olmaz.
Ve hiçbir hikâye, farkındalıkla yeniden yazıldığında eskisi gibi kalmaz.

Her şefkatli dokunuş, ruhun yeniden umut etmeyi, bedenin bir yarasını örtmeyi biraz daha öğrenmesidir.

ACE ÇalışmasıÇocuklukTravmaAdverse Childhood ExperiencesOlumsuz Çocukluk Çağı Deneyimleri

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın

Görünmez Yaraların Biyolojisi... | LimanTerapi