KAYGI “DOST MUSUN DÜŞMAN MI ?”
KAYGI “DOST MUSUN
DÜŞMAN MI ?”
Kaygı, nedeni belli olmayan, kişiyi huzursuz eden sürekli tetikte olma halidir. Her gün bizi kaygılandıran bir şeyler yaşıyor ya da yaşama olasılığı ile meşgul oluyoruz. Bazen “ya olursa ya benim başıma
gelirse” diye başlayan cümleler hiç olmadık anda kafanızın içinde dönüp durmaya başlar. Kimsenin bu durumu yaşamak için istekli olduğunu düşünmüyorum. Peki, istemsiz ve çok güçlü olan bu duyguyu neden yaşıyoruz? Çünkü kaygılanmak, insanların daha kötü şeylerin olmasını önleyebileceklerini düşündükleri bir yoldur. Kaygıyı; sorumlu bir şekilde davranmanın, en kötü korkularınızın gerçekleşmesini engellemenin, bir şeyleri bitirmek için kendinizi motive etmenin, aslında bildiğiniz ve hoşunuza gitmeyen duygulardan kaçınmanın bir yolu olarak görüyor olabilirsiniz.
Aslında bir miktar kaygı, kişiyi harekete geçiren, öğrenme isteğini motive eden ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni durumlara uyumu kolaylaştıran bir işlev görür. Ortaya çıkacak problemleri öngören kişi, isteğini gerçekleştirmek adına zihinsel ve bedensel yeteneklerini harekete geçirir ve hedefe ulaşmak için çaba gösterir. Önüne çıkan engelleri daha güçlü bir şekilde karşılar. Fakat kaygı duygusu kişilerde birçok farklı şekilde görülür. Kariyerleri, sağlıkları, aileleriyle ilgili yoğun kaygı yaşayan insanlar, her an başlarına kötü bir şey geleceği konusunda kronikleşen bir endişe hissederler.
Fobiler, dış görünüş ile ilgili endişeler, takıntılı ve zorlantılı düşünceler, performans kaygısı, utangaçlık gibi durumlardan herhangi birini yaşıyorsanız; aynı zamanda terleme, nabız artışı, vücutta gerginlik ve bedenin çeşitli yerlerinde, özellikle baş çevresinde ağrı gibi fiziksel duyumlar gösteriyor iseniz maalesef kaygı sizi kapana sıkıştırmış demektir.
Bu kişiler gelecekle ilgili tehdit olasılıklarına uzun uzun düşünme eğilimi gösterir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, yoğun kaygının en önemli öğesidir.
Kaygılı kişiler; duygulardan korkarlar, zihinleri gelecekteki olasılıklarla çok fazlasıyla meşgul olurlar ve eyleme geçme konusunda kaçınmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Kontrolü ele almak adına daha fazla bilgiyi talep eder ve bu durumun zarara uğrama olasılığını azaltacağına inanırlar. Her adımı önceden kestirmek ve belirsizliği yok etmek adına
kendini hazır hissedene kadar beklerler. Sürecin kazanımları ile ilgilenmez, sonucun mükemmel bir şekilde tatmin edici olmasın isterler.
Peki kaygı hem dost hem düşman olabiliyorsa onu nasıl kontrol altında tutacağız?
Kaygının ana merkezi beynin duygulardan sorumlu patronu amigdaladır. Bu patronu sakinleştirecek olan, beynin Ceo’su prefrontal kortekstir. Son 30 yılda yapılan beyin görüntüleme çalışmaları; duygu düzenlenme becerisini destekleyen çalışmaların prefrontal bölge aktivasyonunu artırdığını göstermektedir. Yani prefrontal korteks yetkiyi ele alacak bilgi beceri ile donatılır ise kaygıyı kontrol altına almak bir o kadar kolaylaşacaktır. Ayrıca kaygıyı yönetmek ve kaygıya dair bu olumsuz düşüncelerden arınmak isterseniz duygu düzenleme becerisi hakkında bilgiler edinip, bu alanda çalışan ruh sağlığı çalışanlarından da destek alabilirsiniz.




