Ben Tanrı'ya Kırgınım
“Ben Tanrı’ya kırgınım.”
Bu cümleyi bir itiraf gibi söyleyen de var, bir savunma gibi fırlatan da. Kimi gözlerini kaçırarak, kimi biraz da öfkeyle. Danışan odasında bu cümle nadiren tek başına gelir; arkasında uzun bir bekleyiş, çokça umut, biraz utanç ve çoğu zaman derin bir yorgunluk vardır. Modern dünyanın hız, kontrol ve anında tatmin kültürünün manevi beklentilere umarsızca sızdığı bir çağda, beklenen cevap gelmeyince, bu yorgunluk kaçınılmaz hale geliyor.
İnsan Tanrı’ya niçin kırılır? Ve daha önemlisi: Bu kırgınlık neyin işaretidir?
Danışanların hikâyesi çoğunlukla bir sözleşme beklentisi içerir. Bir hastalık, ağır bir kayıp veya çaresizlik anında içten, samimi dualar edilmiştir. "Yeter ki bu olsun, başka bir şey istemem" denmiştir. Ama beklenen olmamıştır. İşte kırılma noktası tam buradadır. Çünkü dua çoğu insanın zihninde farkında olmadan, koşullu sevgiye dayanan insan ilişkilerinden esinlenerek bir sözleşmeye dönüşür: Ben inanırsam, sen karşılık verirsin. Ben sabredersem, sen düzeltirsin. Bu beklenti bozulduğunda, sadece bir istek reddedilmiş olmaz; ilişki zedelenir.
Belki de bu eksikli, zayıf yaratılışlı, insan denen canlıya Rableri “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim!” diye seslendiğinde, bu ifadenin içinde gizli bir “hemen” ifadesi olduğuna inanmak istediler… “aynıyla” diye duymayı yeğlediler.
Dua Ettim Ama Kabul Olmadı
“Dua ettim ama olmadı” cümlesi masum görünse de, arkasında güçlü bir travmatik iz bırakır. Özellikle bir çocuğun kaybı, ağır ve kronik hastalıklar, terk edilme, iflas veya açık adaletsizlik gibi “Buna da mı sessiz kaldı?” dedirten olaylar yaşandığında. Bu noktada kırgınlık, öfkeden çok daha karmaşıktır. İçinde hayal kırıklığı, utanç ve hatta kimi zaman gizli bir suçluluk bulunur: “Demek ki ben yeterince iyi biri değilim, değerli değilim. Tanrı’nın adamı değilim, adam değilim...” Tanrı’ya kırgın olan birçok insan aslında şunu söylemektedir: “Beni önemsemediğini düşündüm. Zaten insanların nezdinde değersizliğim ortada, belli ki göklerde de öyleyim.”
Psikolojide iyi bildiğimiz bir gerçek var: İnsan Tanrı’yı soyut bir varlık olarak değil, çoğu zaman çocuklukta içselleştirilmiş bir ilişki/otorite figürü olarak algılar. Çocuklukta ihtiyaçları yeterince karşılanmamış, verilen sözler tutulmamış, sessizlikle veya koşullu sevgiyle büyümüş bireylerde Tanrı’ya kırgınlık daha derin ve daha sert yaşanabilir. Çünkü eski bir hikâye yeniden sahnelenir. Aslında kırılan Tanrı değil, eski bir bağlanma yarasıdır.
Birçok danışan Tanrı’ya kırgın olduğunu söylerken, gerçekte tutulmamış bir yas içindedir. Kaybedilen bir insanın, gerçekleşmeyen bir hayatın, yaşanamamış bir ihtimalin yasını... Yas tutulmadığında, inanç donar. Donmuş bir inanç ise zamanla öfkeye, küskünlüğe veya tamamen sessiz bir kopuşa dönüşebilir. Oysa kırgınlık çoğu zaman yasın başka bir dilidir.
Tanrı Sessiz Kaldı
“Tanrı Sessiz Kaldı” yanılgısı, teoloji tarihinin en kadim sorunlarından biri olan Teodise meselesinin psikolojik bir yansımasıdır. Sessizlik insan zihninde yoklukla karıştırılır. Cevap gelmeyince, “Demek ki kimse yok” denir. Oysa cevap her zaman olaylarla veya onaylarla gelmez. Bazen zamanla, bazen anlam değiştirerek, bazen insanın kendisini dönüştürerek gelir. Bazen de cevap, acıya rağmen dayanma gücünü bulması veya içsel bir sükûnet yeteneği olarak tecelli eder. Ama bu, acının içindeyken söylenmesi zor bir gerçektir.
Bir noktada şunu fark ederiz: Tanrı’ya kırgın olanlar, çoğu zaman Tanrı’yı terk etmezler. Tam tersine, onunla daha derin ve zorlayıcı bir muhasebeye tutuşurlar. Bu, zihinlerdeki Çocuk Tanrı'dan Yetişkin Tanrı'ya geçiştir. Çocuk Tanrı hemen cevap verir ve istekleri yerine getirir. Yetişkin Tanrı ise olasılıkla susar ve bekletir. Bu suskunluk bazen büyütür, bazen de insanı kendi sorumluluğuyla baş başa bırakır. Kırgınlık işte bu geçişin sancısıdır.
Yıllar içinde şunu fark ettim: Tanrı’ya kırgın olanlar, yüzeysel inananlardan daha derin bir ilişki içindedir. Çünkü sistemi zorlarlar, soru sorarlar, muhasebe yaparlar... Hiç sormayanlar çoğunlukla yerinde sayarken, sorgulayanlar dönüşür.
Şunu açıkça yazmak gerekir: Tanrı’ya kırılabilirsin. Susabilirsin, bazı kelimeleri kalınlaştırabilirsin. Bu seni zayıf, günahkâr ya da inançsız yapmaz. Bu seni insan yapar. İnanç düz bir çizgi değildir. Bazen dua eder, bazen susarız. Bazen dayanır, bazen kırılırız.
Ama kırgınlık çoğu zaman kopuş değil, derinliğin işaretidir. Belki de bazı ruhlar Tanrı’ya kırgın değildir. Sadece onu hakkıyla ciddiye almışlardır.
"Bir insanın Tanrı'ya kırılmasında bir sorun yoktur, yeter ki O'nu terk etmesin. Çünkü Tanrı, eninde sonunda, insanın kendisine karşı dürüstlüğünü sever."

