+44 7466580643
(WhatsApp ile ulaşabilirsiniz)
Ana SayfaBlogDijital Detoks
Modern Zihnin Yükü 2: Dijital Obezite Sendromu
Dijital Detoks

Modern Zihnin Yükü 2: Dijital Obezite Sendromu

4 dk okuma
36 görüntülenme
3 Şubat 2026
Prof Dr Ahmet KORKMAZ
Yazar:
Prof Dr Ahmet KORKMAZ

Dijital Obezite - Çok Veri, Az Bilgelik

Modern insanın zihni bugün ontolojik bir çelişkiyle karşı karşıyadır: Hiç bu kadar çok veriye (data) erişmemiştik, ve hiç bu kadar dağınık, yorgun ve kararsız da olmamıştık. Bilgi artışına bilgelik eşlik edemedi; aksine, enformasyon yığını altında ezildi. Bunun nedeni bilginin niceliği değil, bilginin işlenme ve varoluşa eklemlenme biçimi. İşte bu noktada, çağımızın sessiz pandemisi olan “Dijital Obezite” kavramını önümüze alıp düşünmemiz gerekiyor.

Dijital obezite, yalnızca ekran süresiyle ölçülen bir bağımlılık değildir. Bu kavram, zihnin metabolize edebileceğinden (sindirebileceğinden) fazla veriyle beslenmesi hâlini tanımlar. Tıpkı boş kalorilerle dolu bir beslenmenin bedeni şişirip yaşamsal gücünü emmesi gibi, sürekli ve filtresiz bilgi tüketimi de zihni doldurur ama beslemez. Zihin şişer, ama derinleşemez.
Başka bir deyişle, zihnimiz tok ama besinsizdir; haydi popüler kültürün dili ile konuşalım; zihinler vitaminsizdir. Vitaminsiz zihinler…

Bilgi Zihni Besler mi, Yoksa Tüketir mi?

İnsan beyni bilgiyle çalışır; ancak her veri bilgi değildir. Evrimsel olarak zihnimiz, hayatta kalma bağlamına oturan verileri işlemek üzere optimize olmuştur. Avcı-toplayıcı atalarımız için bilgi; doğrudan eyleme dönüşen, sınırlı ve anlamlı bir yapıydı.

Bugünün zihni ise bağlamdan kopuk, eylem gerektirmeyen ve çoğu zaman birbiriyle çelişen sonsuz bir veri akışına maruz kalmaktadır. Burada sorun bilginin kendisi değil; bağlamdan kopmuş, eyleme ve anlam üretimine dönüşmeyen enformasyon enflasyonudur.

Psikolojik düzlemde bu durum, Zeigarnik Etkisi’ni tersine çalıştırır: Zihin, anlamlandıramadığı her yeni veriyi “tamamlanmamış bir dosya” olarak algılar. Kapatılmayan her dosya, zihnin arka planında enerji tüketen bir açık sekme gibi kalır. Sonuç, bilişsel kapasitenin giderek felç olmasıdır.*

Bu anlattıklarım size bilgisayarınızdaki yetersiz RAM, bitmek bilmeyen donmalar ya da sistemin kilitlenip 'şişmesi' gibi durumları mı hatırlattı? Tam üstüne bastınız; modern zihinler şimdilerde tam olarak o 'mavi ekranı' vermeden önceki son çıkışta debelenmekle meşgul!"


 *Zeigarnik Etkisi beynin bizi işleri bitirmeye teşvik eden bir "hatırlatıcı" mekanizmasıdır. Ancak modern dünyadaki aşırı bilgi yüklemesi ve bitirilemeyen binlerce küçük görev, bu mekanizmanın faydalı bir itici güçten, enerji tüketen bir yük haline dönüşmesine neden olmuştur. 

Dijital Obezitenin Sinsi Mekanizması

Dijital obezite gürültülü bir çöküşle gelmez. Bir “bilgilenme yanılsaması” ile başlar. Ancak bu sinsi süreç ilerledikçe bazı tipik örüntüler ortaya çıkar:

Bilişsel istifçilik: Okunanlar hatırlanmaz, izlenenler derin iz bırakmaz. Zihin bir kütüphane olmaktan çıkar, bir depoya dönüşür.
FOMO (kaçırma korkusu): Sürekli “bir şey kaçırıyorum” hissi, dikkati şimdiki zamandan koparır.
Dopaminerjik yorgunluk: Bilgi artık besleyici değil, kısa süreli haz veren bir uyarıcıdır. Zihin öğrenmez; sadece tüketir ve bir sonraki “dozu” bekler.

Bu noktada zihin üretken değil, reaktiftir. Düşünmez; tepki verir.

Çok Bilmek Neden Güven Vermez?

Sezgisel olarak “bilgi güçtür” diye düşünürüz. Oysa dijital çağda bu denklem tersine döner. Bilgi arttıkça, olasılıklar ve belirsizlikler de artar. Zihin, hangi verinin hayati, hangisinin gürültü veya parazit olduğunu ayırt edemez hâle geldiğinde, tehdit algısı güçlenir ve işler tersine döner.

Bu durum, önceki bölümde ele aldığımız seçim paradoksunun doğrudan bir türevidir. Seçenek bolluğu nasıl karar felci yaratıyorsa, veri bolluğu da anlam felci yaratır. Kişi neye inanacağını, neyi önemseyeceğini ve hangi bilgiye yaslanarak yaşayacağını bilemez hâle gelir. Bu yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda felsefi bir yönünü kaybetme hâlidir.

Hakikatin Gürültüyle İnfaz Edilmesi

Günümüzde hoşa gitmeyen bir bilgiyi ortadan kaldırmak için başvurulan yöntem; onu yok etmeye çalışmaktan, etrafına doğru ve yanlış verilerden oluşan devasa bir “bilgi yığınağı” yapmaya kaymıştır. Hakikat artık kaba bir sansürle susturulmuyor; aksine, planlı bir kakofoniyle görünmez kılınıyor. Bu stratejik kuşatma, zihni bir anlam felcine sürükleyerek bireyin yön duygusunu elinden alır.

Bu durum yalnızca psikolojik bir tıkanma değil, aynı zamanda felsefi bir pusula kaybıdır. Hakikat bir yasakla değil, bir enformasyon bombardımanı ile etkisiz hale getirilir. Zihinler bu yapay sis bulutu içinde boğulurken, asıl veri ya kalabalıklar içinde görünmez olur ya da binlerce kopya ve gürültü arasında tüm ağırlığını yitirerek bir posaya dönüşür. Neticede o "hoşa gitmeyen" gerçek, tam olarak herkesin gözü önünde durmasına rağmen artık hiçbir anlam ifade etmeyecek kadar sıradanlaştırılmış ve içi boşaltılmıştır.

Tanıdık geliyor değil mi?

Bilgelik Neden Kaybolur? (Phronesis’in Kaybı)

Bilgelik, bilginin sadece zihne depolanması değil, içselleştirilerek bir yaşam pratiğine dönüşmesidir. Bu hayati dönüşüm üç temel sütun üzerinde yükselir: zaman, duraklama ve tekrar. Ancak "dijital obezite" çağı, bu üç unsuru da sistematik olarak tasfiye eder. Her şeyin hiper-hızlı, aşırı akışkan ve uçucu olduğu bir düzlemde zihin durmaya fırsat bulamaz; duramadığı için de ne derinleşebilir ne de kök salabilir.

Modern insan artık "bilgi oburu" ama "deneyim fakiri"dir. Çok şey bilir ama az şey yaşar; okur ama sindiremez; görür ama asla temas edemez. Oysa bilgi, bireysel bir deneyime süzülmediği sürece asla bilgelik üretmez.

Bu kopuşun en trajik sahnesi ise ekranlarımızdır: Dünyadan akan sayısız felaket, savaş ve insanlık dramı artık bizim için sadece birer soğuk “enformasyon”dur. "Belki de yapay zeka üretimidir, belki de hiç yaşanmamıştır" şüphesi, gerçeğe olan son bağımızı da koparır. Derinlik yitirilmiş, bilgi ile vicdanın arasındaki o hayati damar kesilmiştir. Artık karşımızdaki acı, hissedilecek bir trajedi değil, kaydırılarak geçilecek bir piksel yığınıdır.

 LimanTerapi Perspektifi: Zihinsel Diyet

LimanTerapi olarak dijital obeziteyi bir irade sorunu değil, bir sınır ve zihinsel mimari sorunu olarak ele alıyoruz. Zihin, her türlü uyarıcıya açık bırakıldığında kendini koruyamaz. Bu nedenle çözüm, yüzeysel bir “sosyal medya detoksu” değil; daha köklü bir Zihinsel Diyet bilincidir.

Zihinsel diyet, “hayır” demenin koruyucu gücünü fark etmekle başlar. Hangi bilgiye maruz kalacağımızı seçmek, entelektüel bir lüks değil; zihinsel esenliğin temel koşuludur. Zihin ancak boşluk kaldığında düşünebilir, üretebilir ve bağ kurabilir.

Duygusal Yorgunluk ve Sonuç

Dijital obezitenin nihai faturası, duygusal regülasyonun çökmesidir. Sürekli uyarılan bir zihin, duyguları da sürekli tetikte tutar. Bu durum zamanla sabırsızlık, tahammülsüzlük ve içsel tükenmişlik (burnout) olarak karşımıza çıkar. Ortada somut bir yük yoktur; ancak zihnin içindeki ağırlık taşınamaz hâle gelmiştir.

Temas azalır, yalnızlık artar. Çünkü zihin doluyken, bir başkasına yer kalmaz.
Ve çoğu zaman yalnızlık, temasın yokluğundan değil; zihnin aşırı doluluğundan doğar.

Dijital ObeziteZeigarnik EtkisiBilişsel istifçilikSeçim ParadoksuZihinsel Diyet

Profesyonel Destek Alın

Uzman terapistlerimizle online görüşme başlatın